Deniz Kirliliğinin Sebepleri

Deniz kirliliğikimyasal, endüstiyel, tarımsal ve evsel atıkların denizlere dökülmesi veya karışması ile yeryüzündeki su birikintilerinde oluşan çevre kirliliği türüdür. Gelelim bu amansız kirliliğin sebeplerine :


1. Hammadde temin etmek için denizlerin tahrip edilmesi:

Dünya üzerindeki tüm denizler büyük bir hızla kirlenmektedir. Bunun en önemli sebebi de beşeri faaliyetlerdir. İnsanlık daha önce eşi benzeri görülmemiş bir tüketim çılgınlığının içinde bulunmakta  ve bu tüketim için gerekli pek çok kaynak denizlerden elde edilmektedir. Ancak denizden kaynak elde edilirken yapılan yanlış uygulamalar denizleri tahrip etmiştir.

Deniz tabanından petrol çıkarılması ve derin deniz madenciliği, denizden hammadde teminin en yaygın olanlarıdır. Bu işlemler deniz ekosistemlerinin tahrip olmasına neden olmaktadır. Bir kaza yaşanması durumunda ise tahmin edilemez felaketlere gebedir. 2010 yılında Meksika Körfezi’nde yaşanan “Deepwater Horizon Petrol Sızıntısı” gibi örnekler durumun ciddiyetini hatırlamamızı sağlayacaktır. 


2. Atıkların kontrolsüzce denizlere yönlendirilmesi:

Deniz ekosistemlerini tehdit eden diğer bir tehlike de denizlerin ve okyanusların insanlığın çöplüğü olarak kullanılmasıdır. Dünya üzerindeki atıkların yaklaşık ⅓’ü bir şekilde deniz ve okyanuslara ulaşmaktadır.  Arıtılmadan deşarj edilen kanalizasyon, sanayi ve maden  atıkları, mikroplastikler ve diğer kirleticiler denizel ekosistemlere zarar vermektedir.

Ayrıca yer altı sularına karışan pestisit ve insektisitler gibi zararlı tarım kimyasalları nehirler ve denizlere ulaşabilmektedir. Tüm bu kirleticiler denizlerin asitlik düzeyini ve organik madde miktarını doğal olmayan bir biçimde değiştirdiği için bütün ekosistem sekteye uğramaktadır. Son zamanlarda Marmara Denizi’nde görülen müsilajın sebebi de budur.

 


3. Lojistik ve Deniz taşımacılığı faaliyetleri:

Independenta faciası Türkiye’de yaşanmış en akılda kalan deniz kazalarından biridir. 15 Kasım 1979’da Rumen bandıralı Independenta tankeri ile Yunan bandıralı Evriyali isimli gemi yerel saat ile 16.15’te İstanbul Boğazı’nda çarpıştı. Kazanın ardından çıkan yangın yirmi yedi gün boyunca sürdü. Yedi  yüz bin varilden fazla ham petrol yandı. Petrolün geri kalanı İstanbul Boğazı’na yayıldı ve deniz ekosistemine çok büyük zararlar verdi.


Ancak ticaret gemilerinin denizi kirletmesi için böyle büyük bir facia yaşanması da gerekmiyor. Popüler kazalar her ne kadar merak uyandırıcı ve bazen halk tepkisine neden olarak  çevre bilincinin artmasına sebep olsa da denizlerdeki kirliliğin asıl sebebi rutin gemicilik faaliyetlerinden ve uluslararası deniz hukukun ticari çıkar sebebiyle uygulanmamasından kaynaklanıyor.

Gemilerden sızan yakıt, hidrolik yağ vb. zararlı kimyasallar deniz ekosistemleri üzerinde toksik etkiler yaratmaktadır. Sızıntılar haricinde kasten denizlere atık deşarjı maalesef önlenememektedir. Ticari gemi kaynaklı biyolojik kirliliğin bir diğer önemli müsebbibi de gemi balast sularıdır. Gemiler, yük durumuna göre dengeli bir seyir icra edebilmek için gemi gövdesi içindeki su tanklarına deniz suyu doldurur veya boşaltır. Bu suya balast suyu denir.

Tehditkar Balast Suyu ve Deniz

Balast suyunun içindeki yosunlar, mikroorganizmalar, deniz canlıları ve patojenler ticari gemilerle binlerce mil yol almakta ve doğal yollarla ulaşmaları mümkün olmayan kıyılardaki deniz ekosistemlerini tehdit etmektedir. Çünkü normal şartlarda zararsız olan bir tür, farklı sularda istilacı tür olabilmektedir. Bu durum geçmiş yıllarda Karadeniz’de yaşanmış ve hamsi dahil avlanan pek çok balık türünün popülasyonunda büyük oranda azalmalar olmuştur.

Ülkemizde ve dünyada yaşanan bu olumsuzluklar göz önünde bulundurularak  “Balast Suyu Yönetimi Sözleşmesi” IMO tarafından kabul edilmiştir ve 8 Eylül 2017’den bu yana yürürlüktedir. Fakat buna rağmen sözleşmeye aykırı çok fazla olay yaşanmaktadır. 

 


Bunların dışında göze çarpmasa da açık denizlerde konteyner kirliliği her geçen gün artmaktadır. Yılda on bin konteynerin denize düşüp kaybolduğu düşünülmektedir. Bununla ilgili akılda kalan ilginç bir olay ise “Oyuncak Ördek Olayı”dır. 1992 yılında Hong Kong’tan ABD’ye giden bir konteyner gemisi Büyük Okyanus’ta fırtınaya yakalanmış  ve fırtına esnasında on iki adet konteyner denize düşmüştür.

Meşhur Plastik Ördekler

Bu esnada plastik oyuncak ördek dolu bir konteynerin kapağı açılmış ve yirmi sekiz bin sekiz yük oyuncak ördek okyanusa saçılmıştır. Olaydan haberdar olan bilim insanları okyanus akıntılarının etkilerini gözlemlemek için ördekleri gözlemlemiştir. Kazadan on ay sonra bazı oyuncaklar üç bin iki yüz kilometre sürüklenerek  Alaska kıyılarına ulaşmıştır. Bilim insanları okuyanus akıntılarını bilgisayarda simüle ederek ortaya bir teori atmıştır. Bering Boğazı’nı ve Kuzey Kutbunu geçen ördekler 2004 yılında Kanada ve İzlanda kıyılarına ulaşarak bilim insanlarının teorisini doğrulamıştır. 

Sonuç olarak denizlerdeki kirliliğin en önemli sebebi insanların bilinçsiz ve vurdumduymaz faaliyetleridir. Yaşanan petrol sızıntıları, yer altı sularına ve okyanuslara karışan kimyasallar geleceğimizi tehdit etmektedir. Bunu önlemek için bizim üzerimize düşen yerel ve ulusal yönetimleri deniz kirliliği ile mücadeleye zorlamak olmalıdır. Eğer insanlar denizlere sahip çıkarsa, kurumlar denizlerle ilgilenmek zorunda kalır. Mavi Vatan için ve tüm denizler için  bunu yapmak her birimizin sorumluluğudur.  

 

 

Kaynakça:

https://www.denizcilikbilgileri.net/balast-suyu-yonetimi-sozlesmesi/ 

https://tudav.org/ 

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/495070 

https://images.app.goo.gl/ZHtXkcdBar5YoS3dA

Mesajını ilet!


Bu yazı hakkında ne düşünüyorsun?
  • Fascinated
  • Happy
  • Sad
  • Angry
  • Bored
  • Afraid

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir